Anasayfa / EDİTÖRDEN / Tutmayan Hesaplar !

Tutmayan Hesaplar !

Dr.Ayşegül Ketenci

TUTMAYAN HESAPLAR VE TAHIL KORİDORU ANLAŞMASININ ASKIYA
ALINMASI

Tutmayan Hesaplara Dair

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın üzerinden bir buçuk seneye yakın bir zaman geçti, bu süre boyunca
küresel arenada birçok aktörün, özellikle dünya kamuoyuna yön vermeye çalışan büyük güçlerin
öngörülerinin hayata geçmediğine, beklentilerinin gerçekleşmediğine şahit olduk. Savaşın
tetiklediği süreçte Rusya’nın ve batılı ülkelerinin tutmayan hesaplarına göz atarsak şöyle bir
manzarayla karşılaşıyoruz:
Rusya, 2014’te Kırım’ı çok kısa bir süre içinde önce işgal sonra ilhak etti. Rusya, bu tasavvurdan
hareketle 2022 yılı Ukrayna müdahalesinde çabuk ve kesin sonuçlar elde edeceğini öngördü
ancak beklemediği kadar ciddi bir direnişle karşı karşıya kaldı. Elbette, Avrupa ülkelerinin ve
ABD’nin Ukrayna’ya maddi yardımı ve mühimmat desteği bu savunmada çok önemli rol oynadı.
Rusya, NATO’nun doğu genişlemesini Ukrayna işgalinin en önemli gerekçesi olarak sundu
ancak Ukrayna işgali sonrasında Finlandiya 31. NATO üyesi ülke oldu ve NATO Zirvesinde
Türkiye’nin yeşil ışık yakmasıyla İsveç’in NATO üyeliği için yeni bir başlangıç yaşandı, yani
Rusya’nın isteklerinin tersi yönde gelişmeler yaşandı. Batı ülkeleri, Rusya’dan alınan enerjinin
kısıtlanması ve enerji kaynaklarında çeşitlendirmeye gidilmesi amacıyla önemli adımlar attı.
Hem mühimmat desteği hem de maddi yardımlar sayesinde Ukrayna Savaşı’nın uzadığını ve
Rusya’nın buna paralel şekilde askeri ve ekonomik yönden zayıfladığını söylemek mümkün.
Zorluklarla boğuşan bir Rusya’nın yalnızlaşacağını öngören Batı ülkeleri, karşılarında Çin ve
Hindistan’a enerji satan, farklı aktörlerle siyasi ve ekonomik bağlarını güçlendiren, stratejik
ortaklıklar kurmaya çalışan bir Rusya gördüler. Rusya, yaptırımlar sebebiyle boşalan Avrupa
pazarının yerini yeni enerji alıcılarıyla doldurmaya çalıştı. Rusya, belli alanlarda zayıfladıysa da
bütün bu gelişmeler karşısında kendisine yeni manevra alanları açmaya çalıştı.

Gıda Krizine Giden Yolda Politik Pazarlıklar

Savaşın uzayıp gitmesi, enerji krizine ek olarak “gıda krizi”ni de beraberinde getirdi. Rusya ve
Ukrayna dünyanın “ekmek sepeti” olarak biliniyor ve dünya tahıl ihtiyacının yaklaşık üçte birini
karşılıyor. Türkiye’nin yoğun çabalarıyla hayata geçirilen Tahıl Koridoru Anlaşmasıyla birlikte
bu tahılın Karadeniz üzerinden dünya pazarına açılması sağlanmıştı, böylece özellikle gelişmekte
olan ülkelerin ihtiyacı karşılandı. Rusya, bu Anlaşmadan duyduğu rahatsızlığı daha önceden de
belirtmişti ve Anlaşmadan çekilebileceğinin sinyallerini vermişti, Rusya’nın rahatsızlığının
sebeplerinden biri Tahıl Koridoru Anlaşmasını yeterli bir “politik koz” olarak kullanamamış
olduğunu düşünmesi. Temel gıda maddesinin transferini kısıtlayan ve dolayısıyla “insanları aç
bırakan” ülke imajı, Rusya’nın zaten Savaş sebebiyle yıpranmış imajını daha da kötüleştirecekti,
Anlaşmaya sıcak bakılmasının sebeplerinden biri buydu. Ancak ilerleyen süreçte Ukrayna-Rusya
arasındaki savaş şiddeti azalmadan devam etti ve her iki ülke daha çok efor harcadı ve çeşitli
zorluklar yaşadı. Öyle ki, Rusya’nın Tahıl Koridoru Anlaşmasını politik koz olarak kullanma ve
kazanç elde etme isteği, azalan prestijini tamir etmekten daha önemli hale geldi. Rusya’nın
öngördüğü şartlar kabul edildiği taktirde Anlaşmaya geri döneceğini söylemesi, elindeki gücü bir
“pazarlık” konusu yapmak istediğini gösteriyor.

Uluslararası ilişkilerde mutlak-değişmez dostlukların ve ittifakların olmadığını, bütün ilişkilerin
“çıkar” odaklı olduğunu ve şartlar değişince bütün konjonktürün de değiştiğini biliyoruz. İnsani
ilişkilerimizdeki etik, duygusallık, empati, özveri gibi özellikler söz konusu devlet çıkarları
olduğunda buharlaşıyor, adeta uçup gidiyor. Rusya-Ukrayna Savaşında tutmayan hesapların ve
değişen konjonktürün aktörlerin davranışlarını nasıl etkilediğini ve değiştirdiğini görüyoruz.
Savaşın bu kadar uzaması, dünya çapında bir gıda krizine hatta kıtlık riskine sebep olmaz diye
umalım ancak tutmayan hesapların ve büyük güçlerin pazarlık alanlarının “insan hayatı”
üzerinde oynadığı kritik rolü de unutmamak gerekiyor. (Dr.Ayşegül KETENCİ)