Anasayfa / EDİTÖRDEN / Dünya’da Ve Türkiye’ De Tarım Ve Tarım Politikaları. (4)

Dünya’da Ve Türkiye’ De Tarım Ve Tarım Politikaları. (4)

BÖLÜM 3 : TÜRKİYE’DE TARIMSAL DESTEKLER VE BİR DESTEK TASARIMI
İstemi Parman 06 mayıs 2022

1. GİRİŞ

Günümüzde tarım politikası ve bu politikanın gerekleri dendiğinde, akla ilk olarak
tarıma sağlanan destekler geliyor ve bu suretle beklenen hedeflere ulaşılabileceği
düşünüldüğünden tüm ülkeler ekonomik olanakları ölçüsünde tarıma destek veriyor.
Daha önce söz ettiğimiz gibi, başta ABD ve AB olmak üzere, gelişmiş ülkelerin tarıma
büyük destek verdiklerini, buna karşılık gelişme yolundaki ülkelerin bu alanda
yetersiz kaldıklarını belirtmiştik.
Tarımsal destekler, ürün türüne, tarım havzasına, toprağın kalitesine, iklim
koşullarına, tarımda çalışanların sayısına, ülkenin mali olanaklarına, ürünün
ekonomik değerine ve stratejik önemine ve nihayet ülkenin iç ve dış siyasi ve
ekonomik politikalarına göre farklılıklar göstermektedir. Doğal olarak bu konudaki
kararlar siyasi iktidarlar tarafından verilmektedir. Temel tercihler ve seçilen
yöntemler yanlış ise, sonucun olumlu olmasına imkân olmadığını belirtmeye sanırım
gerek yok.
Türkiye de, çeşitli yöntemlerle, ekonomik gücüyle orantılı olarak tarıma destek
veriyor. Bu desteklerin ne kadar etkili olduğu ise, tarımımızın bugünkü durumundan
açıkça görülüyor.
Dünyada ve ülkemizde ekilebilen arazilerin ve tarımsal nüfusun giderek azalmasına
ve bu arada genel nüfus ve gelirlerdeki hızlı artışın yarattığı artan gıda ürünü talebine
rağmen, bugün için belirli bir denge sağlanmış gözüküyor. Ancak, bu dengenin
devam ettirilmesi de kolay olmayacaktır.
Yeni üretim tekniklerinin, aşırı ilaç ve hormon kullanımının, bitkilerin genetikleri ile
oynamanın ve hızlı makineleşmenin duruma çare olup olamayacağı ve ne gibi
olumsuzluklar yaratacağını henüz bilemiyoruz. Buna karşılık, temel gıda
ürünlerindeki yetersizliğin ulusal ve uluslararası baskı ve çatışmalara, ekonomik ve
siyasi sorunlara yol açma tehlikesine karşı en kısa sürede gerekli tedbirleri almamız
gerektiği ise açıktır.

 

2. TARIM KANUNU

– 18.04.2006 tarih ve 5488 sayılı Tarım Kanunu, tarım politikası ve destekler
konusunda çeşitli hükümler içeriyor. Bu kanunda, genel olarak, AB’ne tam üyelik
perspektifi çerçevesinde, amaçları, ilkeleri, öncelikleri, kırsal kalkınma hedefi,
araçları, kurumsal yapılanması ve finansman kaynakları gibi alanlarda, Avrupa Birliği
Ortak Tarım Politikası kural ve uygulamalarının dikkate alındığı görülüyor. Sonuç
olarak, söz konusu Kanunun tarımla ilgili hemen bütün temel unsurları, bir şekilde
kapsadığı söylenebilir. Ancak, daha sonra, muhtemelen tam üyelik amacından
uzaklaşılmasıyla birlikte, gerekli çalışma ve uygulamaların yapılamadığını veya
kanunda net olarak hükme bağlanmış olan hususların dahi hayata geçirilemediğini
vurgulamak gerekir.
Aşağıda Türkiye’nin tarıma verdiği bazı destekleri kısaca inceleyeceğiz.

3. TARIM KANUNUNDA MALİ DESTEKLER

Tarım kanununun 21. maddesinde tarımsal destekleme programlarının bütçe
kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanacağını, bütçeden ayrılacak kaynağın
GSYH’nın % 1’ inden az olamayacağını hükme bağlamıştır. 2007’ den itibaren bu
orana yaklaşılamadığı görülüyor. 2022 yılında GSYH’nın 7.880 milyar TL olacağı
öngörülmüştür. Bu durumda, 2022 bütçesinde tarım destekleri için 78,8 milyar TL
tahsis edilmesi gerekirken, bütçede söz konusu rakamın sadece üçte biri kadar, 26 ve
sonra eklenen 2 milyarla birlikte toplam 28 milyar TL ödenek ayrılmıştır. Kesin olarak
yetersiz olan bu miktarın etkin bir şekilde kullanılıp kullanılmayacağı ise ayrı bir
sorudur. Desteklenmesi gereken ürünlerin çok, destek miktarının ise az olduğu
durumlarda, kaynakların etkin kullanımında çeşitli sorunlar çıktığı bilinen bir
gerçektir.
Bu nedenle, tarımsal üretimimizin tüketim ihtiyacımızı bugün ve gelecekte tamamen
karşılaması ve ayrıca ciddi sayılabilecek bir ihracat potansiyeline ulaşması için, daha
çok 78 milyarlar ve yeni yöntem ve kaynaklar yaratmamız gerektiği kuşkusuzdur.

4. ARAZİ BÜYÜKLÜĞÜNE GÖRE DESTEK

80’li yıllarda ABD ve AB’nin tarıma verdikleri yoğun destek sonucu tarımsal üretim ve
stok fazlalığı belirince, İMF ve Dünya Bankası gibi kurumların da desteği ile, ürün
verimliliği yerine arazi yüzölçümüne göre prim verilmesi sistemine geçilmişti. Bu
dönemde, ABD ve AB, küreselleşme olgusunun da etkisi ile, bu politikayı

desteklediler ve bir yandan üretim fazlası elde edilirken, diğer taraftan fazla üretimi
engellemek için, ekimden vazgeçenleri, arazisini nadasa bırakanları, süt hayvanlarını
kesenleri desteklemeye ve böylece yüksek fiyatları, dolayısıyla üreticileri korumaya
devam ettiler.
Birçok ülke gibi, bir dönem, Türkiye’de de üretim miktarına göre değil arazinin
büyüklüğüne göre destek verildi. Yeterli büyüklükte arazi sahibi olmayanlar da
sosyal yardım adı altında desteklendi. Bu uygulamanın verimliliğin düşmesine,
dolayısıyla üretimin azalmasına yol açtığı görüldüğünden, bu uygulamadan genel
olarak vazgeçilmesine rağmen, günümüzde, arazi büyüklüğüne göre hektar başına
bazı destekler verilmeye devam ediliyor. Bu durumda, büyük arazi sahipleri bir
yandan desteklerden yararlanırken, arazilerini kiraladıkları yarıcıların girdi ve
finansman giderleri ve pazarlama sorunları ile boğuştuğunu gözlemliyoruz. Bu
durumun, binlerce hektar arazinin ekilmesinden vazgeçilmesine veya yeterli girdi
harcamasının yapılamamasına ve sonuç olarak verimliliğin düşerek yeterli üretim
sağlanamamasına yol açtığının altını bir kez daha çizelim.

5. HANGİ ÜRÜNLER DESTEKLENMELİ

Hiç kuşkusuz, öncelik, yılda 10 milyar dolar civarında ithalat yaptığımız ve
önümüzdeki yıllarda daha artacağını düşündüğümüz temel (hassas) ürünler
ithalatına destek verilmesi şeklinde karşımıza çıkıyor. Bu konuda, en başta buğday,
yağlı tohumlar, ayçiçeği, pamuk ve mısır akla gelmektedir. Temel gıdalarımız
arasında yer alan nohut, mercimek, kuru fasulye, süt, et, canlı hayvan) ve ayrıca,
sanayi ham maddeleri ( pamuk, tütün, keten vs.) ile hayvan yemi (saman, melas ve
küspe) gibi ürünlerin ithalatını azaltmak ve bunların yurt içinde üretilmesini
sağlamak için desteklenmeleri de önem arz ediyor. Öte yandan geleneksel tarım
ihraç ürünlerimizin de (fındık, tütün, meyve, sebze, un, makarna) desteklenerek
ihracat gelirlerimizi arttırma yolları bulunmalıdır. Nihayet, şeker pancarı ve
dolayısıyla şeker üretimimiz kısıtlanmamalı, iç tüketim dışındaki üretim, gerektiğinde
ciddi teşviklerle desteklenmeli, yeni döviz girdisi sağlanmalıdır. Kaldı ki, şeker üretimi
sırasında elde edilen alkol (sağlık sektörü) ile milyar dolara yakın ithalat yılda 1
milyar dolara yakın ithalat yaptığımız melas ve küspe (hayvan yemi) önemli yan
ürünlerdir. Bu çerçevede pancar ve şeker üretim politikamızın gözden geçirilmesi
gerektiği kuşkusuzdur. Bu konuya özel bir yazımızda ayrıntılı olarak değineceğiz.

Kıt mali olanaklarımız dikkate alındığında, yukarıda sözü edilen ürünler arasından
hangilerine öncelik verileceği, desteklerin ne şekil ve ne miktarda yapılacağına ilişkin
tercihlerin yapılması yoğun çalışma gerektiren bir husustur.

6. DESTEKLERİN BAŞLICA HEDEFLERİ :

– Temel ürünler üretimi yeterli hale getirilmeli, zorunlu haller dışında ithalat
yapılmamalıdır,
– İhraç ürünleri üretimi arttırılmalı ve çeşitlendirilmelidir,
– Ekilmeyen arazilerin ekilmesi ve verimliliğin arttırılması sağlanmalıdır,
– Üretici, aldığı desteğin adaletli olduğuna ve ürününü beklediği fiyata
satabileceğine (alım garantili asgari fiyat) dolayısıyla zarar etmeyeceğine ve
emeğinin boşa gitmeyeceğine inanmalıdır,
– Doğal koşullar nedeniyle üretim azalması durumunda, çiftçilerin zarar etmemesi
için, devlet yardımı sistemi kurulmalıdır,
– Tarımsal alt yapı hizmetleri geliştirilmeli, ürün çeşidine göre depolama tesisleri
inşa edilerek, yeterli hale getirilmeli, piyasa dalgalanmalarının önüne geçilmelidir
– Tüketiciler uygun fiyata gıda ürünlerine ulaşmalı, bu çerçevede, temel tarım
ürünleri fiyatlarındaki artışlar dar gelirli yurttaşların ve özellikle gençlerin sağlıklı
beslenmesini engellemiyecek tedbirler alınmalıdır,
– Aile işletmelerinin toprağa bağlanması için gerektiğinde düşük gelirli çiftçilere
sosyal yardım yapılmalı, tarım işçilerinin yaşam koşulları ve özellikle çocukların
eğitim sorunlarını giderecek ciddi tedbirler alınmalıdır.
– Kırsal kalkınma ve kırsalda sosyo-ekonomik gelişme de ihmal edilmemelidir.

7. ÖZEL MALİ DESTEK GEREKTİRMEYEN BİR KAYNAK

2021 yılında, Türkiye, dünya piyasa fiyatlarıyla yaklaşık 10 milyar dolar değerinde
temel gıda ürünü ithal etmiştir. Tarım ürünleri ithalatımızın kalan 7 milyar dolarlık
bölümü, tütün, alkollü içkiler, peynir, badem, ceviz gibi ürünlerden oluşuyor
Buğday ithalatı ile ilgili bir örnek verelim. 2021 yılında Türkiye’nin, başta Rusya,
Ukrayna ve başka ülkelerden ithal ettiği buğday 2,65 milyar dolar değerindedir.
Önümüzdeki yıllarda dünyada ve bu arada ülkemizde, buğday üretiminin azalması ve
doğal olarak fiyatların da artması bekleniyor.
Bir örnekleme yapalım :

2024 üretim yılında, iç tüketim ve ihracat için toplam 28 milyon ton buğdaya
ihtiyacımız olduğunu, üretimimizin 18, ithalatın 10 milyon ton, buğday fiyatının 450
dolar/ton ve kurun da 16 TL olarak öngördüğümüzde ithal fiyatı 7200 TL/ton
(16×450 = 7200TL) olacak, 10 milyon ton ithalata da 72 milyar TL ödemiş olacağız.
Öte yandan, TMO’nin 2024 yılı buğday satın alma bedeli 3500 TL olursa yerli
üreticiye 63 milyar TL (18m.ton x 3500 TL) ve toplam 28 milyon ton için 135 milyar
TL (72+63)ödeyeceğiz. Buna göre, 28 milyon ton yurtiçinde üretilse ve 135 milyar
üreticimize ödenseydi, üreticinin eline ton başna 4.821TL (135myTL/28m.ton)
geçecekti. Bu suretle çiftçimiz ton başına 1382 TL fazla gelir sağlayacak ve boş
bıraktığı 1 milyon hektar buğday ekim alanını ekeceği gibi, girdi harcamalarını da
buna göre yapacak ve böylece üretimi ve geliri artacak ve bu arada, ülke 4,5 milyar
dolar (72myTL/16 = 4,5 my dolar) döviz tasarrufu sağlamış olacaktır.
Bugünden gereken tedbirleri almaz yeni sistemler kurmaz isek, her yıl artan miktarda
döviz ödemeye devam edeceğimiz ve çiftçimizi de, her yıl bu kadar bir gelirden
mahrum edeceğimiz açıktır. TMO satın alma fiyatının, uluslararası buğday fiyatının
ilerdeki tarihlerde ne olacağını, ve ne miktar ithalat yapmak zorunda kalacağımızı
şimdiden bilmemiz olanaksızdır. Buna rağmen, gelecek dönemde oluşacak
rakkamlar denklemdeki yerlerine konduğunda, her durumda üreticimizin ve
ülkemizin az veya çok avantajlı olacağı kesindir. Bu hesabın ithal konusu başka
birçok ürün için de geçerli olduğu kuşkusuzdur. Kaldı ki, üreticimize dış piyasadan
temin edeceğimiz ürünün üstünde bir bedel ödense bile, bu ekonomimiz için daha
yararlı olacaktır.
Önemli bir diğer husus ise, önümüzdeki yıllarda üretici ülkelerin bazı hassas
ürünlerin ihracatını yasaklamaları ihtimalidir. Yasaklanmasa dahi, ürün azlığı veya
uluslararası şirketlerin spekülatif tutumları gibi nedenlerle fiyatlar aşırı yükselebilir
ve ayrıca ihracatın siyasi tercihlere bağlı olarak yapılması da sözkonusu olabilir.
Sonuç olarak, hassas ürünlerde üretim yeterliliğinin, ekonomik ve sosyal olduğu
kadar siyasi açıdan da yaşamsal önem taşıdığını bir kez daha hatırlatalım.
Diğer taraftan, rakamsal olarak fazla büyüklüğe ulaşmamış olsa da çeşitli tarım
ürünlerinin ithalatını azaltıcı tedbirler alınmalı, gerektiğinde ithalat vergilerine
mevsimsel kısıtlamayıcı oranlar getirilmeli, her halde temel ürünler dışında kalan
tarımsal ürünlerin ithalatı daha pahalı olmalı ve doğrudan veya ikame yoluyla yerli
ürünlerle rekabet etmeleri engellenmelidir. Bu şekilde elde edilecek ek fonlar belirli
ürünlerin desteklenmesinde kullanılabilir. Örneğin, muz ithalinde alınacak 3 TL / kg.

ek prim Anamur bölgesinde muz üretiminin ıslahı ve uygun depolama tesisleri inşa
edilerek muz piyasasının dengelenmesi için kullanılabilir. İthal muzun, hem yerli muz
üretimini, hem de mevsimsel ikame meyvesi olarak narenciye ürünleri tüketimini
olumsuz etkilediği dikkate alınmalıdır. Diğer taraftan, ABD ve AB’den ( Yunanistan)
önemli miktarda pamuk ithal ediyoruz. Yukarıda buğday örneğinde belirtilen
hususların ayçiçeği, pamuk, mısır vs için de geçerli olacağına kuşku yoktur.

8. ÖNEMLİ BİR ÇELİŞKİ: ÜRETİM PAHALI İSE TÜKETİCİ UCUZA TARIM ÜRÜNÜ
TEMİN EDEBİLİR Mİ VEYA TÜKETİCİNİN UCUZA ALACAĞI ÜRÜNLERİ ÜRETİCİNİN
YETERİNCE ÜRETMESİ MÜMKÜN OLABİLİR Mİ.

Genellikle ihmal edilen, ancak altı çizilmesi gereken en önemli husus, genel olarak
tarım ürünleri konusunda giderilmesi zor, hatta olanaksız bir çelişki içinde
olmamızdır.
Gelişmiş ülkelerde, fiyatlar genel düzeyi ve bu arada tüketicilerin alım gücü de
yüksektir. Tüketiciler tarım ürünlerine önemli bedel ödeyebiliyor, üreticiler de piyasa
koşullarında yeterli gelir elde edebiliyor. Bu arada Kamu da ayrıca tarım ürünlerine
önemli destek sağlıyor. Kamu düzenleyici bir rol oynuyor, üretici özel durumlarda
korunuyor, girdi fiyatları ile satış fiyatları arasındaki dengenin bozulmayacağına,
kazancının yeterli olmaya devam edeceğine inanıyor ve üretimini de buna göre
ayarlayabiliyor.
Diğer birçok GYÜ’de olduğu gibi, ülkemizde de nüfusun önemli bir bölümü düşük
gelirlidir ve temel gıda ürünlerini dahi satın almakta zorlanmaktadır. Öte yandan,
yeterli tasarrufu ve geliri olmayan çiftçimizin yeterli ve sürdürülebilir üretim
yapmasını, daha yüksek bir gelir düzeyine kavuşmasını ve bunu giderek artan girdi
fiyatlarına rağmen ürününü ucuza mal etmesini ve satmasını bekleyemeyiz. Buna
karşılık, devamlı artan kentli nüfusumuzun da (memur, işçi, emekli, esnaf ve tabii
işsizler) yeterli gıdayı ucuza satın alabileceğini umuyoruz. Bu 2 hususun aynı
zamanda gerçekleşmesi mümkün değildir. Gerçekte, üretim maliyetleri kısa vadede
düşmeyecek, tüketicilerin geliri de artmayacaktır.
Bu arada, mali gücümüz ve tarım desteğine ayrılan fonlar da yetersiz kalınca, şu veya
bu ürünün KDV’nin düşürülmesi veya tamamen kaldırılması, veya ürün fiyatının
hasattan sonra açıklanması ile ne yeterli üretim ne de ucuzluk sağlanabilecektir.
Diğer taraftan gıda ithal ederek ucuzluk sağlanacağını ithal etmek hayalden öteye
geçmeyecektir. Kaldı ki, halkımızınbüyük bir bölümünün gelir düzeyine göre yüksek

olan ithal ürün tercihi, uzun vadede ülkemizin, üreticimizin ve tabii tüketiciminin de
aleyhine olacaktır. Gerçekten, ürününü iyi fiyattan değerlendiremeyen üretici
mutsuz olacak, yeterli üretim yapamayacak, üretim düşecek, üretici kaybedecek ve
daha fazla ithalat gerekecektir. İthal ürün ise gelecekte kesinlikte daha pahalı olacak
ve ayrıca artan döviz talep ve kuru fiyatların daha da artmasına neden olacaktır.
Sonuç olarak, içine girilen bu çıkmaz nedeniyle d, üretici ile birlikte tüketici birlikte
zarar görecekler ve enflasyon döngüsünü kırmak mümkün olamayacaktır.
Fiyatların piyasa koşullarına göre oluşması, üreticinin kazanması, üretimin artması ile
hiç değilse sorunun bir yönünün çözülmesi mümkün olabilir. Ancak, artan gıda
fiyatlarının alt gelir gruplarındaki vatandaşlarımız için ödeme zorlukları yaratacağı da
kesindir. Bu durumda, ekonomimiz yeterli bir seviyeye gelinceye, istihdam yeterli
düzeye çıkıncaya kadar, geçici bir süre, düşük gelir gruplarındaki vatandaşlarımıza,
sosyal güvenlik sistemi içinde, temel gıda ürünlerini satın almada kullanacakları bir
banka kartı verildiği taktirde, sorunun bir ölçüde giderilebilmesi mümkün olabilir.
Üst gelir gruplarının temel tarım ürünlerini normal piyasa koşullarından satın
almalarıyla da sözü edilen kart sisteminin yükünün bir miktar azaltılması mümkün
olabilecektir. Günümüz dijital dünyasında bu konu kolaylıkla çözümlenebilecektir.
Seçili ürünlerde indirimler saptanırken, özellikle gençlerin ve çocukların temel
gıdalara ulaşmalarını sağlama hedefi özenle gözetilmelidir.
Konumuz dışında olduğu görüntüsüne rağmen, yukarıda sözü edilen üretim eksiği ve
pahalılık gibi sorunlarımızın temelinde, bazı yanlış değerlendirme ve uygulamaların
yanı sıra, gelir dağılımı adaletsizliği, kayıt dışı ekonomi ve yeterli vergi alınamaması
gibi hususların olduğunu gözden uzak tutmamak gerekir.

9. TÜRKİYE TEMEL ÜRÜNLERDE NEDEN KENDİNE YETEMİYOR

Tekrar belirtelim, üretici, yüksek girdi fiyatları, satış fiyatlarının belirsizliği ve
muhtemel diğer riskler nedeniyle zarar edeceğini düşünüyor, yeterli gelir elde
edemez ise, ekim döneminde aldığı yüksek faizli kredileri ödeyememekten ve ipotek
verdiği traktörünü ve arazisini kaybetmekten endişe ediyor, bazı tarlalarını ekmiyor,
ya da yeterli gübre vs. kullanmıyor ve üretim düşüyor. Bu arada, başka bir ürüne
yöneliyor ve ülke çapında hedeflenen üretim/tüketim dengesi bozuluyor, bazı
ürünler yollara dökülürken, bazı ürünlerin yokluğu ile karşılaşılıyor
Üretim yetersizliğinin bir nedeni de, üreticinin ekonomik nedenlerle işlemekten
vazgeçtiği durumlara ilaveten, parçalanma sonucu arazilerin ekim yapılacak optimal

büyüklükte olmaması ve başka nedenlerle, ekilebilir arazilerin hızla küçülmesidir.
2014-2000 yılları arasındaki 6 yıllık sürede, toplam ekilebilir araziler % 18, (4 milyon
hektar) oranında azalarak, 25 den 21 milyon hektara (mh) inmiştir. Azalma buğday
ekili alanlarda 1 mh, çeşitli tarla bitkilerinde 2,4 mh ve nadasa bırakılan arazilerde,
0,6 mh. olmuştur. Bu durumda sözü geçen sürede, toplam üretimimizin neden her
yıl yaklaşık beşte birini kaybettiğimiz sualinin cevabı sanırım yeterince açıktır. Gelir
düşüklüğünün yanı sıra, gençlerin şehre göç etmeleri, köylerde genellikle yaşlı
nüfusun kalması gibi sosyal nedenlerin de üretimin azalmasında küçük de olsa bir
etkisi olduğu söylenebilir.
Diğer birçok ülkede yapıltığı gibi, Türkiye’nin de, temel ürünlerde, üretimden satışa
kadar tüm sürecin planlanması ve buna göre uygulaması ve yeterli desteği sağlaması
gerektiği kuşkusuzdur. Bu arada, ülke olarak tarıma yeteri kadar destek vermek için
mali olanaklarımızın bugün için yetersiz kaldığı hepimizin malumudur. Bu durumda
desteğin en üst düzeye çıkartılması için yeni politika ve projeler üretilmesi ve
konuyla ilgili tüm kurumlarımızın, seferberlik anlayışı içinde, yoğun ve etkin
çalışmalar yapması gerekiyor.
Tarım sorunu, Rusya-Ukrayna savaşının yarattığı güncel konular açısından ele
alınmamalıdır. Bu alanda, sorunlarımızın, ancak kesin bir siyasi kararlılık ve
uygulamada cesur adımlarla çözebileceğimiz kuşkusuzdur. Aksi halde, zamanımızı,
Karadeniz’den limanlarımıza doğru gelen gemileri saymak, taşıdıkları yükün kaç
günlük tüketime yeteceğini hesaplamakla geçirmek durumunda kalmaya devam
edebiliriz.

10. TARIM YATIRIMLARI VE TARIMSAL İŞLETME GİDERLERİ

– Tarımsal alt yapı harcamaları uzun vadeli yatırımlardır. Bu nedenle sözkonusu
yatırımlar kamu tarafından gerçekleştirilmektedir.
– Tarımsal işletmeler, kendi çaplarında bina, tarımsal makine gibi orta /uzun vadeli
(10-15 yıl) yatırımlar yapmak durumundadır.
– Tarımsal işletmelerin ayrıca, her yıl üretim yapmak için, tohum, gübre, yakıt,
elektrik, sulama vs harcamaları için işletme sermayesine ve bunun için belli bir
işletme sermayesine ihtiyaçları vardır. Ancak üretimimizin büyük kısmını sağlayan
küçük aile işletmelerinin bu ihtiyacı karşılayacak birikimleri yoktur.

Genel olarak bakıldığında, çiftçilerin geçmişte, geleneksel olarak ihtiyaç duydukları
tohumları kendi üretimlerinden ayırdıklarını, doğal gübre kullandıklarını, mazot, ilaç,
sulama, elektrik ve makine parkı için paraya ihtiyaç duymadıklarını, geleneksel
yöntemler kullanarak yaptıkları üretimle hem kendilerini hem de yakın çevrelerini
beslediklerini görüyoruz. Ancak, bu durum 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızla
değişmiş ve makineleşme ve kimya sanayi devreye girmiş, uluslararası büyük
şirketler hem üretim, hem pazarlama konularında ön plana çıkmıştır. Tarım böylece,
ulusal ve uluslararası ekonomi ve siyasetin, küçük, ancak önemli bir unsuru haline
gelmiştir.
Özetle, tarım yerelden çıkıp küresel olmuştur.
Bu gelişmeler sonucunda, arazi ve insan faktörünün yanı sıra, işletme sermayesinin
de tarımın önemli unsurlarından biri haline geldiğini ve mali destek ve finans
sağlama konusunun ciddi bir sorun olarak ortaya çıktığını görüyoruz. Devletler
ekonomik güçlerine göre tarıma destek veriyor. Türkiye’nin de bu konudaki gücü,
birçok ülke gibi, yetersiz kalıyor.
Tarla bitkilerinde (hububat vs. ) harcamalar, ekimden itibaren hasada kadar geçen
yaklaşık 8 aylık sürede peyderpey yapılıyor. Harcamaların geri dönüşü ise, ürünün
elde edilmesinden gelecek hasat döneminin 2 ay öncesine kadar yaklaşık 10 ay
sürüyor. TMO veya FON ürünün tümünü satın alır ve bedelini peşin öderse, üretici
yaptığı harcamaları 8 ay sonra geri alabilecek. Eğer hepsinin peşin ödemesi
gerçekleşmez ise geri dönüş, aralıklarla 10 ay daha sürecektir. Oysa, üreticilerin
büyük çoğunluğunun gerek girdi harcamalarını, gerek kişisel giderlerini karşılayacak
tasarrufu yok. Üretici bu nedenle, borçlanmak ve yüksek faiz ödemek zorunda
kalıyor. Beklediği gelir borcunu kapatmaya da yetmeyince tekrar borçlanıyor ve faiz
yükü altında eziliyor. Bu nedenle faizden kurtulmak isteyen çiftçi birçok durumda
ürününü hasattan hemen sonra, hatta çoğu kez tarlada iken çok olumsuz koşullarda
satmak zorunda kalıyor ve çıkış yolu bulamıyor.
Çiftçilerimizin temel sorunu budur ve bu duruma bütüncül bir çözüm getirilmedikçe,
çiftçimiz mutsuz olmaya, üretim de yetersiz kalmaya devam edecektir. Yeterli destek
sağlandığında ise, çiftçimiz, toprağına bağlı kalacak, bir bölümü köyüne geri dönecek,
üretecek ve ülke üretimi büyük bir olasılıkla kendimize yeterli hale gelecek ve ihracat
imkânları bile doğacaktır.

Konuya geniş açıdan baktığımızda, konunun herşeyden önce bir finansman sorunu
olduğunu görüyoruz. Tarımsal üretimimizin istediğimiz seviyeye çıkması için ise,
yaklaşık 200 milyar TL büyüklüğünde bir işletme sermayesine ihtiyaç olduğunu
tahmin ediyorum. Bu meblağın çeşitli yöntemler kullanılarak genel bir finansman
modeli içinde, bütçenin nakit akışı sorununu fazla zorlamadan yeterli fonun
yaratılabileceğinin mümkün olduğunu düşünüyorum. Konuyu kolay anlatımla ifade
etmek için, emme basma tulumba çalışmasına atıfta bulunalım. Konuyu ilerde
ayrıntılarıyla inceleyeceğiz.

11. TEMEL TARIM ÜRÜNLERİNDE YETERLİLİK İÇİN YAPISAL REFORM VE
UYGULAMA İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELER

Bu duruma çözüm getirebilecek ancak birçok itirazla karşılaşabilecek olan bir öneri,
gerekçeleri ile birlikte aşağıdadır. Serbest ekonomi ilkelerine aykırı olduğu
gerekçesiyle ileri sürülebilecek teorik ve az sayıda çıkar amaçlı bazı itirazları dikkate
almaz isek, konunun teknik ve ekonomik yönüne gelebilecek eleştirilerin yeni
fikirlerin oluşmasına da yardımcı olacağını umuyorum. Öte yandan, konunun,
ülkenin ve üretici ve tüketici, halkımızın çok kısmının yararına olacağına inanıyorum.
– Açıklamayı kolaylaştırmak için, tüm işlemleri ülke çapında yapacak kurumu “
HUBUBAT/BUĞDAY FONU” (FON) olarak belirleyelim. FON, TMO’nin, işlevi, görevi
ve yetkileri ve en önemlisi farklı bir anlayış ve hedefle yeni koşullara uydurulmuş
şekli olarak değerlendirilmelidir. Bu çerçevede yapılacak radikal değişiklikler TMO
bünyesinde de yapılabilir. Ancak değişen koşullar dikkate alındığında yeni bir
kurumun daha yararlı olacağını düşünüyorum. Farklı ürünler için farklı “FON” lar
da kurulabilir. Bazı kurumlar aynen veya geliştirilerek devam ettirilebilir. Tüm bu
konudaki kararların yoğun çalışmalar sonucu ortaya konacak verilere göre
alınmasının önemini belirtmeye herhalde gerek yoktur.
Buğday için ortaya konacak bu formülün en başta ayçiçeği, arpa, mısır, pamuk vs.
başka birçok ürüne de uygulanabileceği tabiidir. Bu bölümde önerilen yöntemde
kullanılan buğday FON’u ifadesi konunun anlatılmasını kolaylaştırmak amaçlıdır.
Ayçiçeği FON’u, Mısır FON’u, Pancar FON’u, Et ve canlı hayvan FON’u vs.de olabilirdi.
Söz konusu ürünlerin ithalatına ise 10 milyar dolar üzerinde ödeme yaptığımızı, bu
meblağın gelecek yıllarda daha da artacağını tekrar hatırlayalım.

FON ‘un temel görevi, çeşitli ürünlerin, üretimden satışa kadar dikey tüm
faaliyetlerini ülke çapında genel düzeyde ve her il temelinde üretici ve tüketiciye
yakın olarak organize ve koordine etmektir. FON üreticinin ihtiyacı olan tüm girdileri
çiftçiye temin ederek borçlandıracak, hasat döneminde ürünü ekim öncesi dönemde
saptanmış fiyattan satın alma garantisi verecektir. Çiftçi ürününü teslim ettiğinde de
mahsuplaşma yoluyla borç silinecek artı bakiye çiftçiye ödenecektir. Bu suretle, çiftçi
boş bıraktığı tarlasını ekmesi için mali kaynak sıkıntısı çekmeyecek, ekim yaptığı
arazide yeterli girdi kullanmaktan çekinmeyecektir. Bu olanaklar sağlandığında,
ülkenin toplam üretimi de doğal olarak artmış olacaktır.
FON bir “holding” gibi kurulmalı ve çalışmalı, Holding’e bağlı olarak il ve/veya ürün
havzası temelinde “şirketler” kurulmalıdır. Genel düzeyde ve ilkesel kararlar FON
tarafından alınmalı, şirketler, FON kararlarını uygulamanın yanı sıra üreticilerin yerel
düzeydeki sorunlarına çözüm bulmakla da görevli olacaklardır. Çiftçiler şirkete ortak
olabilecekleri gibi, arazilerinin büyüklüğü ve güçleri oranında gelir ortağı da
olabilirler. Şirketler, FON tarafından il temelinde saptanan hedeflere ulaşmak,
destekleri dağıtmak, kullanımını kontrol etmek, satın alma garantisi verdikleri ürünü
ortaklardan teslim alma, satma, stoklama, ortak olmayan yerel üreticilerin ürünleri
için de benzer işlemleri yapma, gerektiğinde ortaklarına maddi ve teknik yardım
sağlama gibi konularda yetki ve sorumlulukları olacaktır. Faaliyet gösterilen
konularla ilgili kurulacak kooperatiflerin çalışmaların daha etkin yapılmasını
sağlayacağı kuşkusuzdur. Bu nedenle kooperatifleşme deteşvik edilmelidir.

12. FON VE TARIM ŞİRKETlERİ ÇALIŞMALARINDA GENEL İLKELER:

– Uygulamanın en yüksek verimliliği sağlanması amacıyla , belirli ürünlerin en uygun
hangi bölgelerde üretilmesi hususu, ülke çapında yapılacak genel ürün planlaması ile
saptanmalı, FON yardımlarından ilgili bölge için seçilmiş ürünlerin üreticileri
yararlandırılmalıdır.
– Arzu eden üreticiler, FON’dan yararlanmamış olsalar dahi, piyasa koşulları içinde
FON’la alış veriş ilişkisine girebilirler.
– FON, değişik işlemler için farklı özel ve kamu kurumlarıyla işbirliği yapabilir.
– Şirketler, bölgelerinde işleri yürütmek için gerekli yetkilerle donatılmalı, sistemin
tüm işleyişinin sorumluluğunu üstlenmeli ve hedeflere ulaşılması halinde
ödüllendirilmelidir.

– Şirket yönetiminde Kamu (il özel idaresi) ve FON tarafından atanacak üyelerin
yanı sıra, ticaret ve ziraat odaları, tüketici ve üretici dernekleri ve Ziraat Bankasından
görevlendirilecek birer temsilcinin bulunması esastır. Bu suretle, yerel uygulamalar
yakından izlenebilecek, kontrol edilebilecek ve en önemlisi yerel tüm ilgili kişi ve
kurumlar arasında bir denge ve oto kontrol sistemi oluşacak ve bir seferberlik
anlayışı içinde, herkesin yararlanacağı azami üretim ortak hedefine daha kolaylıkla
ulaşılabilecektir.

13. FON UYGULAMASI NASIL OLMALI

FON’un üretim sürecinde üreticiye sağlayacağı kolaylıklar:
i. Ayni krediler: Tohum, gübre, tarım ilacı ve akaryakıt gibi ürünleri iç veya dış
piyasadan (tercihan iç) temin eder, uygun dönemde ekeceği arazi büyüklüğüne göre
ayni olarak çiftçiye dağıtır. Ayni krediler için üretici, ürünlerin satın alma fiyatı +
dağıtım masrafları + FON’un sağlayacağı kredilerin faizi kadar FON’a borçlanır.
ii. Nakdi krediler: FON tarafından kararlaştırılan mali kurum veya kurumlar (örneğin
Ziraat Bankası veya özel finansman kurumları) sisteme dahil her üretici için ayrı bir
kredi hesabı açar ve elektrik, su, tarım alet ve makine kiralama bedelleri, SGK ve
sigorta primleri, işçi ücretleri ve üreticinin geçimi için gerekli nakdi avans, bu kredi
hesabından doğrudan ödenir ve kullanım süresine göre faiz işletilerek çiftçinin borç
hanesine kaydedilir.
iii. Üretim süresinde mal ve hizmet bedellerine KDV uygulanmayacak, KDV, ÖTV ve
diğer vergiler ürünün FON’a tesliminde değerlendirilmek üzere Devlet adına alacak
kaydedilecektir.
iv. Çiftçi bütün kalemlerde yararlandığı ayni ve mali kredilerin toplamı kadar FON’a
borçlanacaktır. Ayni ve nakdi avans miktarları, bölge, iklim ve arazi koşullarına göre,
farklılıklar gösterebilecektir.
v. Teminat: Söz konusu borçlanma karşılığında üreticiden arazi, gayrimenkul,
makine ve sair mal varlığı üzerinde herhangi bir ipotek garantisi istenmeyecek,
sadece üretim FON’a rehnedilecektir. Üretici borcu kadar ürünü FON’a teslim
ettiğinde, borcunu kapatmış olacak, kalan miktarın bedeli kendisine biri peşin diğer
ikisi 3 ve 5 ay sonra 3 taksitte ödenecektir. Özel durumlarda ürünün teslim edilmeme
riskine karşılık, tedbir olarak arazi ve makine parkı üzerinde FON lehine ipotek

garantisi tesis edilmiş ise, rehin ve ipotek kaldırılacaktır. Rehin ve ipotek işlemleri için
bedel tahsil edilmeyecektir. Ödeme ve vade süreleri örnek olarak belirtilmiştir.
vi. Ürünün üretici tarafından FON’a teslim edilmemesi ve FON dışına satılması
veya geri satın alınması (Buyback) halinde yapılacak hesaplaşmalarda ödenmeyen
vergi, stoklama ve FON giderleri satış fiyatına eklenebilecektir. Rehinli ürünün
üçüncü bir kişiye satılmasının hukuki yönü ayrı bir konudur.
vii. Ton başına maliyet:
Çiftçiye en uygun koşullarla sağlanan mal ve hizmetlerle ilgili kredilerinin toplamı,
ekilecek arazilerin büyüklüğü ve bölgenin genel şartları dikkate alınarak 1 ton ürünün
tahmini maliyeti bulunur. Tahmini maliyetin saptandığı tarihten sonraki üretim
sürecinde kullanılan girdi fiyatlarındaki değişiklikler maliyete eklenir. Ton başına
maliyetin hesaplanması FON’un üreticiye garanti edeceği satın alma bedelinin
saptanması açısından önemlidir.
viii. Satın alma bedeli : FON, ekim dönemi öncesinde üreticiye her ton için tahmini
maliyet fiyatına (örnek : 3200TL ) üreticilerin arazi ve emekleri karşılığında elde
etmeyi beklediği gelirleri (emek+ arazi bedeli/kirası + amortisman değerleri)
ekleyecek ve satın alma bedeli bu şekilde saptanmış olacaktır. (Maliyet+ kâr).
ix. Satın alma garantisi: FON, dönem içinde üretilecek tüm ürünlere satın alma
garantisi vermeli ve zamanı geldiğinde satın almalıdır. Üretici, verimliliği arttırıp ne
kadar fazla üretirse, doğal olarak net geliri de artmış olacaktır. FON kaynaklarını
kullanmadan üretim yapanlar da satın alma fiyatı ve garantisinden yararlandırılarak,
ürünlerini FON’a satabilirler. Temel amaç üretim artışı olduğu cihetle üreticiler
arasında ayırım gözetilmemelidir.
X. Hasatla birlikte, çiftçi üretimini FON’un göstereceği silo/depoya teslim edecektir.
Nakliye bedeli, Fon tarafından karşılanmalı ve bu suretle üreticilerin elde edecekleri
gelir, siloya olan mesafeden etkilenmeden, bağımsız olarak eşit olarak uygulanmalı,
üreticiler arasında dengesiz bir durum yaratılmamasına özen gösterilmelidir.
xi. Mahsuplaşma: Ürünün satın alma değeri ile çiftçinin borcu arasındaki olumlu
fark çiftçiye ödenir.
Ürün bedeli borcu karşılamaz ise, üreticinin payı satın alma değerinden düşürülür.
Üretici daha sonraki yıllarda FON kaynaklarından yararlanmak isterse, veya borcunu
ödeyemez ise, FON’un haklarının korunması için üretim yapılan arazi ( belli bir süre)

FON’tarafında kiralanır kiralanır ve kira akdi tapuya kaydedilir. Makine parkı
rehnedilir. Çiftçi FON çerçevesinde çalışmaya devam etmek isterse arazisi, çiftçinin
arazi ve makine parkı bedelsiz olarak kendisine kiralanabilir. Devam etmek istemez
ise, arazi ve makineler mahalli bir kooperatife veya başka bir üreticiye kiralanır, kira
bedelleri borçtan düşülür. Ayrıca borcunu ödeyemeyen üreticinin FON tarafından
istihdam edilmesi ve geçimini sağlamasına yardım edilmesi sağlanmalıdır. Amaç
üretime duraksama olmadan devam edilmesi bu arada çiftçinin bir veya 2 dönem
borcunu ödeyecek kadar ürün elde edemediği için mal varlığını kaybetme riski
taşımamasıdır.
Çiftçi sigortalı ise, durum buna göre değerlendirilecektir. Özellikle tabii afetler
nedeniyle oluşacak zararlar, gerekli hallerde kamunun da desteği ile, FON
bünyesinde eritilecektir.
xii. FON’un satış fiyatı: Ürün satın alma fiyatına, FON’un finans ve işletme
giderlerinin ( stoklama, nakliye, işgücü, vs.) eklenmesi ile “ürün satış fiyatı” elde
edilir ve iç ve dış satışlar bu fiyat üzerinde yapılır.
xiii. Özel durumlarda , siyasi kararla, FON’un ihracat yapması veya ihraç amaçlı iç
satış yapmasına yasak getirilebilir.
xvi. Genel olarak sistem piyasa koşullarıyla uyum içinde uygulanmalı ve buna göre
değerlendirilmelidir. Bilimsel kriterlere göre yapılan üretim planlaması esas alınmalı,
kredi ve garantiler öncelikle bu sistem içinde çalışmak isteyen ve kayıtlı araziler için
geçerli olmalıdır.
Yukarıda kısaca özetlediğimiz bu taslak projenin, uzman hukukçu, tarımcı ve maliyeci
ve tabii üreticiler tarafından saha koşullarına uygun olarak geliştirilmesi ve
tamamlanması gerekeceği kuşkusuzdur.

14. PROJE’NİN SAĞLAYACAĞI YARARLAR

– Bu yöntem, her şeyden önce verimliliği en üst düzeye çıkarmak hedefine
yöneliktir. Verimliliğin arttırılması ve boş bırakılan arazilerin ekilmesiyle üretim
artışının sağlanması sistemin temel hedefidir.
– Üretim sürecinde, üreticinin maddi olanakları yetersiz de olsa, üretim için gerekli
girdi ve maddi ihtiyaçları % 100 (veya isteği üzerine daha az, ancak yeterli oranda)
karşılanmalı ve tüm arazinin ekilmesi ve verimliliğin en üst düzeye çıkarılması

sağlanmalıdır. Bu suretle, çiftçinin geliri ile birlikte ülkenin toplam üretiminin
arttırılması da mümkün olacak, ithalata gerek kalmayacak veya asgari düzeye
indirilecek, ithalat bedeli döviz karşılıklarının iç piyasaya girmesi ülke ekonomisine
ayrıca fayda sağlayacaktır.
– Çiftçi, zarar etmek, malını ve mülkünü kaybetmek korkusu ile yaşamayacak, tüm
çabasını boş bırakmak zorunda kaldığı arazisini de ekerek veya yeterli girdi
kullanarak üretimini arttırmaya ve daha fazla gelir elde etmeye sarf edecektir.
– Üretici ürününü garanti edilmiş fiyatla satabileceğine güvenmelidir. Ancak, bu
arada daha iyi bir fiyat elde ederse, FON’a borcunu ödeyip, ürününü istediğine
satabilecektir (Buy-back) Bu işlem gerekli mahsuplaşmalar yapılarak kolaylıkla
gerçekleştirilebilir.
– Tüm bu çabalar sırasında hesaplamalar yapılırken FON’un, üretici ve tüketicilerin
temel çıkarlarının gözönünde tutulmasının birinci derecede öncelik taşıdığını bir kez
daha vurgulayalım.

15. KAMU DESTEĞİNIN SAPTANMASINDA UYGULAMANIN SAĞLAYACAĞIYARARLAR

Sistemin en önemli yararlarından biri de kamu destekleri ve fiyat oluşumları ile ilgili
karar alınması aşamasında ortaya çıkabilir. Gerçekten, üretim döneminde kamunun
alması gereken KDV ve diğer vergiler ertelenmiş ve maliyet vergisiz olarak
hesaplanmıştı. FON’un buğday satış fiyatı saptanırken, Devlet siyasi ve ekonomik
verileri dikkate alarak 2 seçenekten birini tercih edebilir.
a) Kamu yönetimi, ertelenmiş vergi alacaklarından tamamen vazgeçebilir. Bu
durumda FON’un buğday satış fiyatı :
“vergisiz üretim maliyeti+FON giderleri ”
Bu suretle, üretim safhasında maliyet hesabına dahil edilmeyen KDV ve sair vergiler
silinmiş ve un, ekmek vs. fiyatları bu miktarın yansıması kadar ucuzlamış olacaktır.
b) Kamu, FON’dan, daha önce tahsil etmediği vergilerin tümünün maliyete eklenip,
satış fiyatına dahil etmesini isteyebilir. Bu taktirde, üreticiye sağlanan yardımın
finansman masrafı dışında başka bir destek sağlanmamış olacaktır.
Bu durumda buğdaya yapılan desteğin büyük bir kısmını tüketiciler ekmek satın
alırken ödemiş olacaklardır.

Kamu yönetimi bu suretle, ilgili ürüne vereceği desteği, yeterli üretim bilgilerine
sahip olarak ve günün ekonomik ve sosyal gerçeklerini de gözönünde tutarak
vereceğinden, daha isabetle karar verme imkânına sahip olacaktır.
Öte yandan, üretim miktarı ile doğrudan orantılı olması nedeniyle, desteklerin daha
adaletle yerine ulaşması mümkün olacaktır. Gerçekten, bu sistemle hektar başına
daha çok verim alan ve daha çok üreten üreticiler, daha fazla gelir elde ederek
ödüllendirilmektedir. Bu da üretim artışını teşvik eden bir yaklaşımdır.

16. ÖN FİNANSMAN İÇİN KAYNAK SORUNU NASIL ÇÖZÜMLENEBİLİR

Konuya geniş açıdan baktığımızda, ülke çapında yeterli mali olanaklara sahip
olmadığımız için ülke tarımına yeterli kamu desteği sağlayamıyoruz.
Bu projenin hayata geçirilmesinde en önemli konu hiç kuşkusuz 200 milyar kadar bir
finansıman kolaylığını FON’un nasıl bulabileceğidir. Ayrıntılı bir inceleme ile
kaynağın bir bölümünün sistemin içinde mevcut olduğu görülecektir.
Buğday örneğini ele alırsak, TMO ile birlikte çalışacak veya TMO’nin tüm verilerine
sahip, bir uzman grubu, söz -konusu finansman modelini kolayca kurgulayabilir,
toplam maliyeti ve satış gelirlerini algoritmik hesapla zamana yayabilir.
Gerçekten söz konusu olan, parça parça kullanılacak ve geri ödemeleri 8 ay sonra
başlayıp en geç 18-20 ay içinde son bulacak olan ortalama 12-13 ay vadeli 200
milyarlık bir “köprü finansman” modelinin ortaya konmasıdır. Bu meblağın nasıl
temin edileceği, ne gibi kaynaklar bulunabileceği ile ilgili olarak akla gelen bazı
hususlar şunlardır :
i. Bir kere, sözkonusu meblağın tümü aynı anda kullanılmayacak, ihtiyaç
zamana yayılacaktır.
ii. FON’un üreticiye sağladığı girdilerin bedeli ve aldıkları kredilerin geri
ödemesi de peyderpey yapılabilir. Gerçekte, bir mahsuplaşma sözkonusu
olduğundan, üreticiye ödenecek olan sadece ürün maliyeti içinde öngörülmüş
olan “kâr” payıdır.
iii. Ürün bedelinin önemli bir bölümünün, esasen kanunen devlet tarafından
tarıma verilmesi gereken yardımdan, diğer önemli bir kısmının da ertelenmiş
KDV ve sair devlet alacaklarından oluştuğu dikkate alınmalıdır.FON “ Ürün
iv. FON ürün “Sertifikası” çıkarılabilir. Küçük ,büyük tüccar ve sanayiciler, bazı
ürünler için ihracatçılar, ürün bedelinin bir kısmını ödeyerek belirli

miktarlarda ürünü uygun fiyatla satın alabilirler. Satın alınan ürünler FON
silolarında muhafaza edilecektir. Bu uygulama esasen uygulanmakta olan bir
sistemin başka ve resmi bir formatta yapılmasından farklı değildir.
v. Bu durumda finans ihtiyacının yanı sıra, dönem sonunda kamunun yapmak
durumunda kalacağı net destek miktarında da azalma olması da mümkündür.
vi. Kredinin karşılığı belli bir ürün olduğundan, FON’un temin edeceği finansal
kredi veya satıcı kredisinin maliyeti daha düşük olabilecektir.
vii. Üretici FON’a borçlanacak, ürünün tesliminde, FON’un önceden saptamış
olduğu garantili satın alma fiyatından gelir elde ederek borcunu kapatacaktır.
Bu arada, FON satın aldığı ürünleri satarak (bazı ürünleri de ihraç ederek)
üreticileri payını ve girdileri temin etmek için yaptığı borçlanmaları geri
ödeyecektir.
viii. Sistem, daha sonra, “yenilenebilir“ (revolving) kredi haline dönüşüp, yıllarca
devam edecektir. Böylece üretici ihtiyacı kadar girdiyi en uygun koşullarla
temin edecek, kendi net geliri ve ülkenin toplam üretimi artacaktır.
ix. Bu işlemler arasında, kamunun vazgeçebileceği öz kaynaklar da olabilir.
x. Ülke olarak bir miktar gübre üretiyor, diğer kısmını ithal ediyoruz. Aynı
şekilde, üreticiler ilaç, mazot, elektrik, su, vs giderleri peşin karşılıyor ve
genellikle perakende olarak temin ettiklerinde daha yüksek fiyat ödüyorlar.
Bu ihtiyaçların tedariki ve dağıtımının tek elden FON tarafından yapılması
halinde, üreticilerin kullanacakları ürün ve kredilerin borçlusunun FON
olması ve FON’un önemli alıcı olarak devreye girmek suretiyle toptan satın
almanın sağladığı pazarlık gücü sayesinde, maliyetleri düşürmesi
mümkündür. Aynı şekilde, elektrik, sigorta, finansman vs. gibi hizmet
alımlarının maliyetleri de azalacaktır. Bu hesapların kuruşlandırılmasının
ayrıntılı olarak yapılması gerektiği kuşkusuzdur.
Kamu yönetimi, tarım kanununda öngörülen GSYH’nın %1 ‘i oranındaki tarımsal
desteğin hangi safhada, ne şekilde kullanılacağına daha sonra kararlaştırılacaktır.
Öte yandan,üreticilerin bir bölümü de, kredi kullanmadan kendi olanakları ile üretim
yapacaklardır.
Nihayet, girdilerin FON tarafından tek elden sağlanması ve aynı şekilde dağıtımın
belirlenmiş kurallara uygun olarak yönetilerek tedarik zincirindeki birçok gereksiz
halkanın (aracının) kaldırılmasının da üretim maliyetlerini bir miktar düşüreceği
kuşkusuzdur.

Tüm bu gelişmeler sağlandığında, daha çok üretim yapılacak, gıda güvenliği
sağlanacak, ithalat ihtiyacı olmayacak veya asgariye inecek, üretici ve tarım
çalışanları daha çok kazanacak, buğday üretim maliyeti düşecek ve doğal olarak
un ve ekmek fiyatlarında artışlar hiç değilse makul seviyelerde kalacaktır.

17. BAZI KISA SAPTAMALAR

– Buğdayla ilgili destek tasarımında yer alan önerilerin tarım sektörünün çeşitli
ürünleri için de uygulanması veya her ürüne göre farklı yöntemler uygulanması
mümkündür. Hiç kuşkusuz, ekonomik ve sosyal önemlerine göre, hububat, meyve,
sebze, sanayi ham maddesi ürünler, hayvancılık, et, süt ve süt ürünleri, balıkçılık,
arıcılık, ipek böcekçiliği, orman ve orman ürünleri ve tarımsal sanayi, üretim ve
ihracatında önemi artışlar sağlanması için her ürün ve ürün grubunun hakettiği
ölçüde somut uygulamalarla desteklenmesine ihjtiyaç vardır. Sözkonusu destekler
için gerekli kaynaklar kıttır ve en akılcı ve yenilikçi yöntemlerle, özellikle israfa ve
gereksiz harcamalara yol açmadan kullanılması gerekiyor.
– Tüm bu çalışmalar, farklı düzeylerde oluşturulacak organlar tarafından çok sıkı bir
şekilde kontrol edilmeli, uygun olmayan davranış ve uygulamalar, konunun gerçek
bir ulusal sorun anlayışı içinde, ciddi yaptırımlarla cezalandırılmalıdır.
– GYÜ’lerde özel sermayenin tarıma gerektiği kadar önem verilmediği görülüyor.
Birçok ülkede, önemli ürünlerin üretimi ve pazarlaması büyük sermayeli çok uluslu
tarım şirketlerine bırakılmış ve bu şirketlerin politikalarından teorik açıdan şikayet
etmekle yetinilmiştir.
– Ülkemizde de tarım, hem kamu, hem de özel sektör tarafından genellikle ikinci
planda değerlendirilmiş, özel sermaye tarımsal üretime pek sıcak bakmamış ve
tarımsal sanayi dışında, tarımsal üretim alanına ciddi özel yatırımlar yapılmamıştır.
– Tüm bu hususlar dikkate alındığında, tarımsal üretimimizi yeterli seviyeye
çıkarmak için, tek çözümün Devletin, Cumhuriyetimizin ilk yıllarındaki gibi, tarımı
yeniden ele alması olduğu kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bu konuda, serbest ekonomi,
devletçilik ve müdahalecilik gibi teorik tartışmalarla enerjimizi harcamamalı,
pragmatik uygulamalarla çözümler gerçekleştirilmelidir. Bu konunun çok kişinin
düşündüğünün ötesinde, bir önem taşıdığını tekrar tekrar hatırlatmam esasen bu
yazının temel amacıdır. Uygulamanın ciddi ve tavizsiz bir yaklaşımla ve iyi bir
organizasyonla çözümlenmesinin mümkün olacağını düşünüyorum. Böyle bir

çalışmada yer alarak olumlu katkı sağlayabilecek yeterli sayı ve kalitede, tecrübeli ve
genç elemanımız mevcuttur. Ne yazık ki, onlardan gerektiği gibi yararlanamıyoruz.
Basit bir hesaplama, yeni yöntemlerin uygulanmasıyla, gençlerimizin tarımsal
ekonomide önemli ölçüde katma değer yaratacaklarını gösterecektir.
– Tüm bu işlemlerin gerçekleştirilmesi, ancak konunun bir bütünlük içinde
değerlendirilerek uygulanması ile mümkün olabilir. Yeni uygulamaların başlangıçta
fiyatları bir miktar arttırması mümkündür. Bu durumun geçici olduğu, kısa sürede
fiyatların istikrarlı hale geleceği, endişelenmemiz gereken başlıca hususun, özgün bir
tarım reformu çerçevesinde, yeni birşeyler yapmadan eski sistemle devam
edilmesinin yaratacağı çok büyük sorunlar olduğu açık kalplilikle halkımıza anlatılmalı
ve toplum desteği sağlanmalıdır.
– İklim, toprak kalitesi gibi nedenler göz önünde tutularak, gerektiğinde çiftçilere
farklı girdi destekleri sağlanabilmelidir. Öte yandan, tabii afet durumlarının neden
olduğu, üretim azlığı nedeniyle üreticinin uğrayabileceği gelir kayıpları ve zararlar
FON bünyesi içinde, gerektiğinde devletin de katkısıyla giderilmeli ve üreticiler
arasında ülke çapında bir gelir dengesi sağlanmalıdır.
– Tarıma yardım edilmesi çağrıları çerçevesinde, KDV indirimi, gümrük vergilerinin
sıfırlanarak ithal ürünlerin ucuzlatılması, parasal destek sağlanması, çiftçi borçlarının
silinmesi gibi hususlar, son olayların da etkisiyle, günümüzde çokça tekrarlanıyor. Bu
gibi talepler kendi içinde doğru olsa ve makul görülse de, bütüncül bir plan içinde
gerçekleştirilmedikçe, sorunlara geçici bir çözüm getirmekten başka yarar
sağlamayacak ve temel konuları çözümlemekten çok uzak kalınacaktır. Geçmiş
örnekler, tekil uygulamaların yararı olmadığını, sadece üretici ve tüketici bazı küçük
gruplara kısa vadeli fayda sağladığını gösteriyor.
– Öte yandan, tarım ürünleri ticareti tedarik zincirinde yeni düzenlemelerin , uygun
ve yeterli stoklama imkânlarının ve özellikle başta ekmek, meyve ve sebze gibi
ürünlerde israfın engellenmesi gibi hususların, kendimize yeterlilik açısından, küçük
de olsa, bazı yararları olacağı dikkate alınmalıdır.

SONUÇ

Tarım alanında günlük ve belli bir temele oturmayan politika ve uygulamaların
olumlu sonuç vermediğini daha önce de belirtmiştik. Bu nedenle konunun temelden
ele alınması ve yapısal reformlar yapılmasının kesin bir ihtiyaç olduğunu

düşünüyorum. Bu çerçevede, politik etkiler sonucu zamanını doldurmuş gibi
gözüken, TMO, Çaykur, Tariş, Çukobirlik, Et ve Balık, Zirai donatım ve Şeker Şirketi
gibi kurumların yerine yukarıda açıklandığı veya başka şekillerde de yeni bir
yapılanmaya gidilmesi, özellikle üreticiler tarafından çokça şikayet konusu edilen
tarım kredi kooperatiflerinin kaldırılması, diğer kurumlar gibi, günün koşullarına
uygun yeni bir yapılandırma ile tarımıza yeni bir hayatiyet kazandırılması gerekiyor.
Tabiatıyla, kapatıldıkları taktirde, sözkonusu kuruluşların bilgi birikiminden ve
elemanlarının tecrübelerinden faydalanılması, varlıklarının da yeni kurumlara
(FON’LARA) devredilmesi yararlı olacaktır.
Tüm bu hususlar dikkate alındığında, tarımsal üretimimizi yeterli seviyeye çıkarmak
için, devletin tarım konusunu tümüyle ele alması gerektiği hususu kendiliğinden
ortaya çıkıyor. Daha önce de belirttiğimiz gibi, serbest ekonomi, devletçilik,
müdahalecilik gibi teorik tartışmalarla enerjimizi harcamamalı, somut ve pratik
uygulamalarla sorunlara çözüm bulunarak üretimimizin artırılması, ithalata gerek
kalmaması, çiftçilerimizin ve tüketicilerimizin ortak çıkarlarının sağlanması öncelikli
hedefimiz olmalıdır.
Konunun, çok kişinin düşündüğünün ötesinde bir önem taşıdığını tekrar tekrar
vurgulamak istiyorum.hatırlatıyorum.
Tarımımız sorunludur. Bu çerçevede, sorunları yaratan hususlar açıklıkla tartışılmalı
ve ülke ekonomisinin ve Türk tarımının gerçek durumu masaya yatırılmalı ve tarım
politikaları, siyasi etkenlerden tamamen arındırılarak, bilimsel verilere uygun olarak
saptanmalı ve uygulanmalıdır. Bunun için ise, güçlü bir siyasi irade ve cesarete
ihtiyaç olduğu kuşkusuzdur.
Son olarak ifade etmek gerekirse, sıkça yerli yersiz kullanılan “beka” ifadesinin,
tarım sözkonusu olduğunda gerçek anlamına daha uygun düştüğünü söyleyebiliriz.

*****

Not : Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim. O6.05,2022