İbrahim Çalşigan’in Kitabı, Çobanın Yolculuğu Okuyucularıyla Buluştu
Ahmet Coşkunaydın
O, yıllarca adalet dağıtmış bir hukukçu, bir hakim. Ama aynı zamanda yazar, gezgin ve gözlemci. Hem yaşamında geride kalan anılarını günümüze taşıyor, hem de günümüzden yansımaları bizlerle buluşturuyor. İbrahim Çalışgan, piyasada okuyucularıyla buluşan Çobanın Yolculuğu adlı kitabında, bizleri adeta duygudan duyguya sürüklüyor. Olağanüstü akıcı bir dille kaleme alınmış olan Çoban’ın Yolculuğu, başlayınca elinizden düşüremeyeceğiniz bir eser.
Yazar İbrahim Çalışgan, kendi dilinden şunları anlatıyor:
ERKEĞİN UĞRU KESİLMEZ
Tabiatı, tabiatın her halini eski bir çoban olduğumdan çok iyi bilirim ve süslü şehirlilerin aksine sadece türlü çeşit çiçekler açıp yeşillendiği ilkbaharında , menfaatçi köylüler gibi meyvelerini cömertçe sunduğu yaz mevsiminde değil; yapraklarını döküp çıplak ve kaskatı heykel olduğu, kardan kaybolduğu sonbahar ve kış günlerinde de çok severim.
Sonbaharın bu son günlerinde tabiatıma uzun ve soğuk kış günlerinde sabırlı olmasını söylemek, hatırını sormak için dağlarına, ormanlarına, derelerine, sularına uğradım. Uğradığım yer sanki tabiatın cenneti gibi bir yerdi. Çok şaşırdım. Yaşlılıktan devrilen ağaçlar, kuru dallar, diplere düşen kozalaklar, yapraklar, meyveler oldukları yerde boylu boyunca yatıyordu. Bir insan tarafından bırakın zarar görmeyi, asla dokunulmamıştı; hiçbir insan eli, baltası, nefesi değmemişti.
Tabiatın cenneti dediğim bu muhteşem orman içinde oldukça kısa boylu, güleç yüzlü ve yaşlı bir kadın ile adak kurbanı kesmeye gelmiş kalabalık ailesiyle karşılaştım. Kurban yemeklerini yapmakta olan bu yaşmaklı yaşlı kadın şaşkınlığımı sanki biliyormuş gibi beni daha da şaşırtmak istercesine , “ Buradan dışarıya bırak odunu, yaprağı, yerdeki bir çöpü bile çıkarmaya izin yok. Orman bırakmaz. Götürenin başına binbir bela açar, burası Horasan’dan gelen bir evliya tarafından okunmuş, sırlanmış ve sınırlanmış “ dedi.
Yaşmaklı yaşlı kadınla aynı anda oturduğumuz yerden kalkmak için doğrulduk. Ben çeşmeye doğru yöneldim, yaşmaklı yaşlı kadınsa ters yöndeki türbeye yöneldi. Tam benim önümden geçecekti ki birden zarp diye durdu. Beni bu ani duruşu da şaşırttı. İstemsizce durdum. Bana, “ Erkeğin önünden geçilmez, yoksa uğru kesilir “ dedi.
Asla doğru bulmadığım ve kabul etmediğim bu sözü en son köyde yaklaşık 50 yıl önce duyduğumu hatırladım. O zamanlar çocuktum. Dedemin yaveri misali yanından hiç ayrılmazdım. Dedem avlunun kapısını açıp sokağa mı çıkıyor, ben de çıkıyordum. Dedem tarlaya, çeşmeye mi gidiyor, peşinde yürüyordum. Sokakta, yolda Dedemi gören her yaştan kadınlar, gelinler, kızlar usulca sağ çekilip sırtlarını bizlere dönüp beklemeye başlıyorlardı. Biz geçene kadar da sessizce put gibi duruyorlardı. Kendi kendime “ Dedemden mi korkuyorlar ? “ diye düşünüyordum. Ancak Dedem korkulacak bir kişi değildi. Sonrasında içimden istiklal gazisi ya, yaşlı adam ya, herkese iyilik yapan iyi bir insan ya saygı gösteriyorlar diye geçiriyordum. Dedeme nedenini sormaya cesaret edemiyordum.
Dedemsiz sokağa çıktığımda da yine yaşmaklı eke kadınların beni görür görmez yolun sağına çekilip ben geçene kadar beklediklerini görünce bütün cevaplarımın yetersiz olduğuna kanaat getirmiştim. Acaba kadınlar Dedemi ve beni görünce niçin bekliyorlardı? Başka erkeklere de aynısını yapıyorlar mıydı? Evet manzara değişmiyordu. Yoldan geçen erkek yaşlı da olsa, genç de olda, iyi de olsa, kötü de olsa kadınlar bekliyorlardı. Artık biraz sezinlemiştim. Emin olmak için Ebeme ( nine) sormaya karar verdim. Önce böyle bir soru kadına sorulamaz deyip utandım, başımı öne eğdim ve hızlıca “ Koca koca yaşmaklı elini öptüğüm kadınlar erkekleri görünce neden yolun kenarına çekiliyorlar “ dedim. “ Erkeğin uğru kesilmez, erkek çocuk da olsa erkektir. “ dedi. Biraz yutkundu, azıcık sesinin tonunu yükselterek “ Ancak erkek de erkekliğini bilmeli, herdaim kadınını sevmeli, saymalı, esirgemeli “ diye açıklamasına devam ettti.






